VARSAK TÜRKLERİ

Malazgirt zaferinden sonra Anadolu'yu yurt tutmaya gelen Türkmen boyları, Karamanlı, Germiyanlı, Ramazanlı, Dulkadirli, Bozulus, Yeni-İl, Turgutlu, Bayburtlu, Hamitli gibi muhtelif isimler altında birleşerek siyasî, askerî ve ekonomik güç birliği oluşturmuşlardır. Bu birliklerden birisi de, Güney Anadolu'da yaşayan Varsak Türkmenleri’dir. Varsak Türkmenleri, önceleri Tarsus'un kuzey-batı ve Silifke'nin kuzey-doğusundeki dağlık bölgeyi (Bolkar Dağları) ve Taş-ili'ni yurt tutmuş, 16. yüzyılda ise Çukurova ve Konya Ovası gibi  bölgelerde yaşamaya başlamışlardır. Tarihi vesikalara bakıldığında özellikle Osmanlı vakanuvislerinin Varsak Türkmenlerini önemli bir tehdit olarak gösterdiği ve bu müelliflerin onları  gözü kara, hırçın ve isyancı bir boy olarak anlattıkları görülür. Bilindiği gibi sert yaratılışlı ve özgürlüğüne düşkün olan Türkmen boyları, hakim oldukları coğrafyalarda merkezi bir otorite oluşturmak isteyen Selçuklulara ve Osmanlılara sürekli olarak zorluk çıkarmışlar ve tarihin çeşitli dönemlerinde bir araya gelerek ayaklanmışlardır. Varsak Türkmenleri, bu Oğuz ( Türkmen) isyanlarında önemli bir rol oynamış, uzun süren savaşlara ve mücadelelere girişmiş, zaman zaman askerî ve siyasî başarılar kazanmış, zaman zaman da yaşadıkları çağlarının en korkunç katliamlarına maruz kalmışlardır. Tarihi vesikalarda adı çoğunlukla Arsak veya Varsak  şeklinde geçen bu Türkmen topluluğuna, günümüzde halk arasında Farsak denilmektedir.


VARSAK/ FARSAK KELİMESİNİN KÖKENİ HAKKINDA ORTAYA ATILAN GÖRÜŞLER kaynak eserlerde açık bir bilgi bulunmamaktadır. Muhtelif kaynaklarda bu kelime, şahıs (boy beyi), boy, yer (dağ), silah (kılıç) ve hayvan (Karsak) adı olarak geçmektedir.
Varsak kelimesinin menşei hakkında ileri sürülebilecek ilk görüş, bu kelimenin Barsak kelimesinden geldiğidir[ii]. 9-12. yüzyıllar arasında yazılmış pek çok eserde rastlanılan Barsak kelimesi, şahıs, kavim ve mevki adları olarak Barsah, Barshân, Barsgân veya Barsğan şekillerinde geçmektedir[iii]. Barsah ile Varsak kelimeleri arasında bağlantı kurulmasının nedeni, Türkçe'de bazı kelimelerdeki ''b'' harfinin ''v'''ye dönüşebilmesidir[iv]. Bu husus dikkate alındığında Varsak kelimesinin Barsah veya Barsğan'dan geldiğini söylemek mümkündür. Barsgân, Kaşgarlı Mahmud’a göre, Afrasiyab'ın oğullarından, Z.Velidî Togan'a göre, kardeşlerinden birinin adıdır[v]. Mücmel el-tevarih'de de Yasef'in oğlu Türk'ün Barshân isminde bir oğlu olduğu ve Barshanların da bundan neşet ettiği kayıtlıdır[vi]. Barsah Türkleri, Issığ Göl'ün güney-doğusunda, Çiğil ile Oğuz boyları arasında, kendi isimlerini taşıyan bölgede ve şehirlerde yaşamaktaydılar[vii]. Gazneliler Devleti'nin temellerini atan Sebük Tekin de Barshan boyundandır[viii].
Varsak adı ile Kıpçakların bir boyu olduğu kabul edilen Karsak boyunun ismi arasında bir bağlantı olduğu da ileri sürülen ikinci görüştür. M.F.Kırzıoğlu'nun bu görüşüne göre[ix], Türkçe'de bir takım kelimelerdeki ''k'' sesi zamanla ''v'' ve ''f'' ye dönüşmüş[x], bu suretle de Anadolu-Oğuz Türkçesi'nde yok gibi görünen Karsak kelimesi İstanbul ağzında ''Vaşak'', Anadolu ağzında ''Varşak'' denilen ''postu kürk için makbul ve karnı akçıl yırtıcı hayvan'' ismi için kullanılmıştır. Bu ise, zamanla Farsak ve sonrada Varsak şekline dönüşmüştür. Karsak kelimesi, Divanü Lûgat-it Türk'de, Uygurca'da, Kuman/Kıpçakça'da, Kazakça'da, Çağatayca'da ve Türkmence'de ''derisinden güzel kürk yapılan bir hayvan, bozkır tilkisi'' anlamlarında kullanılmaktadır[xi]. Yukarıda zikredilen iddiaya göre, İslâm öncesi devirde Bulgar ve Kuman/Kıpçak Türklerinin boy ve oymaklarından bazıları Karsak veya Varşak'ı kendilerine ongun saydıklarından Karsak diye anılır olmuşlardır[xii]. L.Rasony de, Kuman/Kıpçakların Karsak'ı ongun olarak kabul ettiklerini ifade etmektedir[xiii]. Karsaklar taşıdıkları bu ismi, Tanrıdağları'ndan Akdeniz ile Macaristan ovalarına değin uzayan Türklük ülkelerinde muhtelif yerlere ad olarak vermişlerdir. Karsakların adına, çeşitli şekillerde olmakla birlikte, Anadolu ve diğer bir çok Türk ülkesinde rastlanmaktadır[xiv]. Bunun yanı sıra, Karsak kelimesi, günümüzde Çukurova'da iri taşlarla kaplı yer, çukurları olan tarla manasında kullanılmaktadır[xv].
Osmanlı müverrihlerinden Mehmed Neşrî, İbn Kemal ve Hoca Saadeddin'in eserlerinde Varsak kelimesi, bir boy beyinin ismi olarak zikredilmektedir[xvi]. Diğer bir Osmanlı müverrihi Aşıkpaşazâde ise, Tarsus ve Adana gibi yerlerin fethinden bahsederken Kusun Varsağı tabiriyle, bu kelimeyi bir boy adı olarak kullanmıştır[xvii]. Neşri Çukurova'ya, Üç-Ok'un oğlu Yüreğir, Varsak, Kusun, Kara İsa, Özer, Gündüz ve Kuştemür isimli yedi Türkmen beyinin geldiğini ifade etmektedir.Adı geçen müverrihlerin kayıtlarına göre, bu Türkmenler başlarında Yüregir olduğu halde Ermenilerin elindeki Misis ve Tarsus'u fethetmişlerdir. Yüregir'in vefatından sonra yerine geçen oğlu Ramazan Bey, Varsak ve diğer beylere kışlak ve yaylaklar vermiştir[xviii]. Bu yerleri Varsak ile Kusun ortak tasarruf etmekteydiler[xix]. Buraya kadar zikredilen kaynaklardaki bilgilerden Varsak kelimesinin Aşıkpaşa-zâde'ye göre; bir boyu, diğerlerine göre ise; bir şahsı temsil ettiği sonucu çıkmaktadır.
, Varsak boyunun ismini göç ettikleri yerlere verdiğini göstermektedir.
Osmanlılar devrinde kullanılan bir nevi enli yatağan, kısa kılıca Varsak denilmektedir[xxv]. Kezâ, bir tür bıçak için de Varsak Bıçağı ismi kullanılmaktadır[xxvi]. Varsak kelimesi, Ortaçağ'da Azerbaycan'da aşıklara verilen bir isimdir[xxvii].
Yukarıda verilen bilgiler ışığında Varsak kelimesinin, bir şahıs adından gelebileceği fikri daha ağır basmaktadır. Bu fikrin oluşmasında dört temel dayanak vardır Bunlardan birincisi, Varsak kelimesini Barsah'tan geldiğini kabul edersek bu bir şahıs (Barshân bin Türk) adıdır. İkincisi, 16. asırda Varsakların yayıldıkları bölgelere ait tahrir defterleri üzerinde yapılan onomastik (özel adlar bilimi) incelemeler sonucunda, Varsak kelimesinin bu yüzyılda dahi bir şahıs adı olarak kullanıldığının görülmesidir[xxviii]. Üçüncüsü, Varsak Türkmenleri'ni oluşturan Kusun, Ulaş, Kuştemür, Gökçelü, Esenlü, Elvanlu, ve Orhan Beğlü boylarının isimlerini boy beylerinden almalarıdır. Dördüncüsü ise, yukarıda bahsedilen bazı Osmanlı müelliflerinin eserlerinde Çukurova'da yaşamış ve faaliyetlerde bulunmuş Varsak isimli bir tarihi şahsiyetten bahsedilmesidir.




Varsakların Kökeni

Tetkik ettiğimiz kaynaklar Varsakların, Oğuz veya diğer adıyla Türkmen olduklarını ortaya koymaktadır. 9-12. yüzyıl arasında yazılmış eserlerde Barsahların, Türk olduğu ve Barsah beyinin (dihkân) Karluklara, halkın Oğuzlara bağlı olduğu kayıtlıdır[xxix].
14. yüzyıla ait bir Memlûk kaynağında Varsaklar, Oğuz (Türkmen) boylarından biri olarak zikredilmiştir. Yine aynı kaynakta Varsaklar için ''Tarsus Türkmenleri'' tabiri kullanılmıştır[xxx]. Memlûk sahasında yaşayan Türk müelliflerden Bedreddin el-Aynî[xxxi] ve Arap müelliflerden Makrizî[xxxii], Varsakların Türkmen olduğunu yazmaktadırlar. Aşıkpaşazâde, Neşrî ve Hoca Saadeddin gibi Osmanlı müverrihleri de, Varsakların Türkmen olduğunu ve Çukurova'ya gelen Üç-Oklardan olduklarını belirtmektedirler[xxxiii].
Varsak Türkmenleri, çeşitli Oğuz boylarına mensup aşiretlerin birleşmesinden oluşmuş bir federasyondur. Bu federasyonunu oluşturan boylardan birisi Ulaş boyudur. Ulaş'ın en belirgin özelliği, büyük ölçüde Oğuzların Üç-Ok koluna mensup Bayındır ve Salur boylarına bağlı aşiretlerden oluşmasıdır. Varsak federasyonu içerisinde yine Üç-Oklara bağlı İğdir, Eymir ve Peçenek boylarının isimlerini taşıyan aşiretler de bulunmaktadır[xxxiv].
Varsak federasyonu içerisinde Oğuzların Boz-Ok koluna mensup Beğdilli, Kargın ve Dodurga boyları da bulunmaktadır. Bunlardan Dodurga (Todurga) boyuna bağlı aşiretler oldukça mühim bir yer tutmaktadır. Tarsus merkez nahiyesinde sakin olan Dodurga aşiretleri, Bozca Esenlü ve Ertena Esenlü (veya Eretne) olmak üzere iki kola ayrılmıştı[xxxv].
Yukarıdaki bilgilerden de açıkça görülebileceği gibi, Varsakların Türkmen olduğu kesinlik arzetmektedir.Bununla birlikte, Varsakların Tatar olduğuna ve Tatar serdarı Baycu Noyan’ın soyundan geldiklerine dair bazı kayıtlarda mevcuttur[xxxvi]. Varsaklar arasında Teberrük ve Devletşah aşiretleri gibi Moğol boylarının adlarını taşıyan[xxxvii] bir kaç aşiret ismine rastlanmakta ise de, bunlar Türkmen aşiretleridir. Hattı zatında Anadolu'ya gelen bir takım Tatar boyları umumiyetle Türk boyları etrafında toplanmış ve zamanla bu kabileler Türk sosyal hayatının da etkisiyle Türkleşmişlerdir[xxxviii].
Varsakların menşei hakkında yazılanlardan biri de, Oğuzların Boz-Ok kolundan Avşar boyuna mensup olduklarıdır[xxxix]. Ancak, kaynak eserlerde ve tahrir defterlerinde bu boya bağlı olduklarına dair kayıt bulunmadığı gibi, Varsak federasyonunda Avşar adını taşıyan herhangi bir aşirete de rastlanmamaktadır[xl]. Yalnızca Varsak aşiretleri ile Avşar obaları arasında birbirine isim benzerliği bulunan teşekküller vardır. Meselâ; Varsak aşiretlerinden İmane ile Avşarların İmanlu kolu, Varsaklardan Üselü ile Avşarlardan Usalu obası gibi. Bu misallerde verilen Varsak cemaatlerinin Avşar olduklarına dair tahrir defterlerinde kayıt bulunmamasından dolayı, isim benzerliğinden başka, herhangi bir boy bağlılıkları olması mümkün görülmemektedir. Kesin olan bir husus varsa, o da Avşarlardan olduğu kabul edilen Karamanoğulları'nın[xli] Varsaklarla münasebetlerinin çok iyi olduğudur[xlii]. Özellikle Osmanlı-Karaman mücadeleleri esnasında Varsaklar, sürekli olarak Karamanlıların yanında yer almışlardır. Varsakların Karamanlıları desteklemesini, aynı soydan geldiklerine bağlamak yerine, bunun bir iktidar ve hayat tarzının devam ettirilmesi meselesi olduğunu kabul etmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Zira Varsaklar, yüksek dağlarda, boyunduruk altına girmeden, kendi halinde, hür ve müstakil yaşamayı tercih eden ve bunu bir hayat nizamı olarak kabul eden bir anlayışa sahipti. Bu yönüyle Karamanlılarla ortak özellikleri pek çoktu[xliii]. Oysa Osmanlı Devleti, aşiretleri daimi olarak kontrol altında tutan, başıboş hareket etmelerini istemeyen[xliv], bir hukuk ve nizam devletiydi. Varsaklar için Osmanlıların kurallı yapısı itici, Karamanlıların kendi haline bırakma yapısı ise çekiciydi. İşte, Varsakların Osmanlıların karşısında, Karamanlıların yanında yer almasının başlıca sebebi budur.

Varsakların Göçleri

Türklerin Çukurova'ya göçleri ve yerleşmeleri Anadolu'nun fethinden daha eskidir. Çukurova'nın İslâmlaştırılması ve Türkleştirilmesi, Abbasiler devrinde 8. yüzyılın sonlarına doğru başlamıştır. Harünürreşid zamanında (786-809) Fergana, Belh, Harizm, Herat ve Horasan'dan pek çok Türk getirilerek Tarsus, Misis, Anazarba ve Adana şehirleri ve civarlarına yerleştirilmiştir. Bu iskan teşebbüsü Me'mun ve Mu'tasım zamanlarında da devam etmiştir[xlv]. Çukurova'ya getirilen bu ilk Türkler arasında Barsaklarında bulunması muhtemeldir.
Türkmenler, Moğol istilası sebebiyle Selçuklu hakimiyetindeki Anadolu'ya göç etmişlerdi. Burasının da Moğol hakimiyetine girmesinden sonra, bir kısım Türkmen, Selçuklu-Moğol otoritesini kabul ederek Anadolu'da kaldı. Moğollara itaat etmeyenler, İlhanlı hükümdarı Hülâgü'nün (1256-1265) tenkil emri vermesi[lii] ve baskıya maruz kalmaları sebebiyle Suriye'ye gittiler[liii]. Anadolu'da kalan Varsaklar, Karamanlıların hizmetinde Moğol-Selçuklu kuvvetlerine karşı mücadeleye devam ettiler. Suriye'ye göç eden 40 bin evden fazla Türkmen'i Memlûk hükümdarı Baybars (1260-1277), Antakya'dan Gazza'ye kadar uzanan bölgede yerleştirmiş ve boy beylerine dirlik vermiştir[liv]. Böylece Memlûk hizmetine giren bu Türkmenler, devletin en mühim askeri kuvvetini oluşturarak, Moğollarla ve Çukurova'daki Ermeni Krallığı ile yapılan savaşlara katıldılar[lv].Bu dönemde Memlükler, Varsaklarında içinde bulunduğu Çukurova Türkmenleri’nin atlı birliklerinden akıncı güç olarak yararlandılar.
Bir taraftan Memlûk-Türkmen kuvvetleri, diğer taraftan Karaman akınları, Kilikya Ermeni Krallığı'nı zayıflattıkça, ele geçirilen bölgelere her iki taraftan gelen Türkmenler yerleşmeye başladı. Kilikya'daki bu yayılma ve yerleşme faaliyetleri özellikle kır kesiminde Silifke'ye kadar uzandı[lvi]. 14. yüzyıldaki bu fetih hareketleri ile birlikte Varsak boyları da Çukurova'ya göç etmiştir[lvii]. Bu sıralarda, Çukurova'nın Tarsus ve Adana gibi müstahkem şehir ve kaleleri henüz feth edilmemişti. Bunun üzerine harekete geçen Memlûkler, Türkmenlerin de yardımıyla, Halep valisi Emir Seyfeddin Bay-Demir el-Harizmî kumandasında gönderdikleri kuvvetler ile 1360 tarihinde Adana ve Tarsus'u ele geçirdiler[lviii]. Bu fetih hareketi, Varsakların Çukurova'ya göçünü hızlandırmış, Üç-Oklara mensup Yüregir, Kınık, Bayındır, Salur, Kargın ve İğdir boyları ile Boz-oklara mensup Dodurga, Kargın ve Beğdilli gibi boylar Orta Torosların dağlık kesimleri ile kuzey ve güney yamaçlarındaki ovalık alanlara yerleşmişlerdir[lix].
Fetihten hemen sonra, Türkistan'dan Çukurova'ya yeni Türkmen göçleri meydana gelmiştir. Nitekim, 1379 tarihli Abdullah Mencek ve 1380 tarihli Beyce şeyh zaviyeleri vakfiyelerinden[lx] anlaşıldığına göre, Semerkand, Kaşgar vs. Türkistan şehirlerinden[lxi] göç eden bir grup Türkmen Çukurova'ya gelmiştir. Bu Türkmenlerden, Şeyh Abdullah Mencek ile gelenler Tarsus şehrine, Beyce Şeyh ile birlikte Gürgân (Cürcân)'dan gelenler Tarsus'un Ulaş bölgesine yerleşmiştir.
II.Bayezid devrinde, Şubat 1506 tarihli bir kayıtta Varsak ümerası arasında Hızır bin Hocendî isimli birisine rastlanmaktadır[lxii]. Burada, ''Hocendî'' tabirinin geçmesi, daha bir nesil önce Hocend'den göç ettiklerini ve 15.asırda Varsak göçünün devam ettiğini göstermektedir.
Bahsedilen göçlerle, Abbasiler devrinde başlatılan Çukurova'nın Türkleştirilme ve İslâmlaştırılma hareketi Varsak Türkmenleri sayesinde büyük ölçüde tamamlanmış ve bölge dağı, taşı, ırmağı vesairesiyle yeni bir ''Türk Vatanı'' haline gelmiştir. Bu göstermektedir ki, Çukurova Türklüğü'nün ana ve temel halk kitlesi Oğuzlardır.
Göç hadisesinin yoğun yaşandığı Varsaklarda, yatay hareketlilik bazen tersine de ceryan etmiştir. Bir kısım Varsak'ın, Orta Toroslarda yaşarken daha sonra İran'a göç etmesi, bunun örneğini teşkil eder. Bu göçte en büyük pay sahibi Şeyh Cüneyt'tir. Erdebil şeyhliğine şahlığı katmak gayesiyle hareket eden Şiî akaidli Şeyh Cüneyt, 1449'da İran'dan Anadolu'ya gelerek kendisine mürid toplamak istemiştir. Osmanlılar tarafından pek hoş karşılanmayınca 1450'de Karamanlıların yanına sığınmıştır. Konya'da umduğunu bulamayınca bu kez, Varsaklardan taraftar edinmek maksadıyla Varsak vilayetine gitmiştir. Varsaklar içerisinde yaptığı propogandadan hoşnutsuzluk duyan Karamanoğlu İbrahim Bey, Varsak reislerinden Şeyh Cüneyd'in tutulup hapsedilmesini istedi. Bunu haber alan Şeyh, kendisine bağlı Varsakları yanına alarak Suriye'ye kaçtı. Buradan tekrar Anadolu’ya dönerek, 1456'da yanındaki Varsaklarla birlikte Trabzon üzerine yürüdü. Burada da başarı elde edemeyince, Uzun Hasan'ın yanına gitti[lxiii]. Böylece, Anadolu'dan göç eden bir kısım Varsak, İran'a geçerek Erdebil tekkesinin hizmetine girdi.
Bu Varsaklar, Ustacalu, Şamlu, Rumlu, Tekelü, Dulkadir ve Turgutlu gibi Anadolu Türklüğü'yle birlikte Safevî Devleti'nin kuruluşunda büyük rol oynadılar. Safevî anlayışı, konar-göçer hayat tarzına sahip Türkmenler için cazip şartlar sunuyordu. Bu yüzden de Türkmenler için hoşa giden bir tercih olmuş[lxiv] ve Safevî devleti doğmuştur. 1500 tarihinde Şah İsmail'in Anadolu'ya gelmesi üzerine bir kısım Varsak daha Erzincan dolaylarındaki Şah İsmail'in yanına göç ettiler[lxv]. Safevî hizmetine girmiş olan Varsakların çoğu, hassa askeri olan korucular arasına alınmıştır[lxvi]. Bu sırada Şah İsmail, Osmanlılar için tehlikeli bir hal almıştı. Bunun üzerine harekete geçen Yavuz Sultan Selim, Safevîleri mağlup ettiği Çaldıran savaşı (1514) dönüşünde, Safevîlerin sınır kalelerinden olan ve Varsaklardan Muhammed Bey'in komutanı olduğu Kemah Kalesi'ni aldı (1515)[lxvii]. Bu Varsak beyi, Osmanlılara teslim olmayarak emrindeki üçyüz Varsak askeri ile ölünceye kadar savaştı[lxviii].

Varsakların Siyasî Tarihi

1-Çukurova'nın Fethinde Varsakların Rolü

Tarihî kaynaklarda Varsakların isimlerinden bahsolunması, umumiyetle, Karaman ve Ramazanlılar münasebetiyle olmuştur. Memlûklerin Çukurova'yı fethi ise, Varsak tarihine ait bilgileri daha belirgin hale getirmiştir. Ermenilerin gerek Çukurova'daki Müslümanlara saldırarak katletmeleri ve gerekse Suriye'den Kayseri'ye gidip-gelen ticaret kervanlarını yağma etmeleri üzerine harekete geçen Memlûkler, yaptıkları akınlarla (1297, 1322, 1334 akınları) bir taraftan Ermeni Krallığı'nı zayıflatırken, diğer taraftan Üç-Ok Türkmenleri'nin Yüregir koluna mensup Ramazanlılar ve onlara bağlı Varsakların Çukurova'yı yurt tutmalarına ve ağırlıklarını hissettirmelerine yardımcı olmuşlardır[lxix].
Varsaklar ve Ramazanlılar 14. yüzyılın ikinci yarısında Memlûklerin Halep naipliğine tabi olarak hareket etmekteydiler[lxx]. Bu esnada Toros silsilesinde Bolkar Dağı'na kadar ilerleyen başka bir Türkmen beyliği de (Karamanlılar) yine yanlarında başka bir Varsak grubu olduğu halde batı ve kuzey-batı tarafından Ermenileri sıkıştırmaya başlamışlardı. Karamanlılar, Ermenek, Mut ve Silifke'yi ele geçirdikten sonra Bolkar Dağı'na kadar ilerleyerek buradaki Varsaklarla önceleri hasmane münasebetlere girişmişler[lxxi] ise de, daha sonraları kendi taraflarına çekmeye muvaffak olmuşlardır. Bu dönemde Varsakların başında Yahşi Bey bulunuyordu[lxxii].
Ermeni Krallığı, Memlûkler, Karaman, Ramazan ve Varsak fetihleriyle tedricen eridikçe Çukurova, Türkmenlerle dolmaya başlamıştı. Türkmen baskısının artmasıyla nihayet 1360 yılında Tarsus ve Adana şehirleri, Memlûk, Ramazan ve Varsak kuvvetleri tarafından feth edildi[lxxiii]. Bu şehirlerin ve Çukurova kır kesiminin ele geçirilmesinde Memlûk emrindeki Varsakların ve diğer Türkmen birliklerinin rolü çok büyüktür[lxxiv]. Fetihten sonra bir kaç Varsak ailesi, Tarsus şehrine yerleşti[lxxv]. Memlükler Tarsus’ta bir niyabe (uç valiliği) tesis ederek[lxxvi], bu niyabe sayesinde Çukurova'da yaşayan Türkmenleri kontrol altında tutmak istemişlerdir. Bu Türkmenler arasında, Bayındır, Salur, Dodurga, İğdir, Kargın, Peçenek, Yüregir, Kınık, Yıva ve Beğdilli boylarına mensup aşiretler bulunmaktadır[lxxvii]. Bu aşiretlerden bir çoğu Varsak federasyonuna bağlıdır. Bu tarihlerde Bolkar Dağı'nda yaşayan Varsakların başında İsa Bey bulunmaktaydı[lxxviii].
Türkiye Selçuklu Devleti'nin inhitatı üzerine, bu devletin başkenti Konya'yı ele geçirerek mirasına sahip çıkan ve diğer Anadolu Türkmen beylikleri arasında kuvvetli bir hale gelen Karamanlılar, Varsaklar üzerinde nüfuzlarını artırmışlardır. Karamanlılar, yayılma ve genişleme yolunda fütühat siyasetlerinin önüne çıkan Osmanlı, Ramazan ve Memlük engellerine karşı diğer Türkmen birlikleri ile birlikte Varsaklardan da azami derecede istifade etme siyasetini güttüler. Nitekim, Varsaklar, 1378 ve 1397 tarihlerinde Karamanlılar ile Osmanlılar arasında yapılan savaşlarda Karaman ordusunda yer aldıkları gibi[lxxix], Karamanlı Mehmed Bey'in 1400'lü yılların başında Tarsus'u Ramazanlılardan almasında[lxxx] da etkin rol oynadılar. Ancak, Ramazanlı Ahmed Bey'in Mart 1415'de Tarsus ve civarını tekrar ele geçirmesi üzerine bir çok Varsak aşireti Ramazan hakimiyetine girdi[lxxxi]. Bir müddet sonra Karamanlı II.Mehmed Bey, Tarsus ve havalisini ele geçirince Varsak aşiretleri bir kez daha Karaman idaresine geçti[lxxxii].
Karamanlı İbrahim Bey devrinde bir kısım Varsak aşireti Memlük tarafına geçmiştir. Nitekim, 12 Aralık 1427'de Varsak beylerinden Emir Hamza bin Kara İsa, 40 kişilik nökeri ile Mısır'a giderek Sultan Barsbay'a itaatlerini ve bağlılıklarını bildirdi. Bedreddin Aynî, Varsak beylerinin bu ziyaretten önce Mısır diyarına hiç gelmemiş olduklarını belirtir[lxxxiii]. Bu başlangıç ve ziyaret Memlükler nazarında Varsakların değerini ve itibarını artırmıştır. Nitekim Barsbay, verdiği itibarı göstermek için Varsak beylerinden Kara oğlu Musa Bey'e emirlik rütbesi verdi. Musa Bey, Baybars'tan sonra Memlük tahtına oturan Sultan Çakmak'a karşı isyan eden Halep valisi Tağrı-Birmiş'i destekledi. Tağrı-Birmiş isyanının bastırılmasından sonra Mısır'a giden Ramazanlı Eylük'ün tavsiyesi ve telkinleri ile Sultan Çakmak, Musa Bey üzerine asker sevk etti. 1439'da Emir Eylük ve Emir Hoşgeldi ed-Dividdar komutasındaki bu kuvvet ile Musa Bey arasında yapılan savaşta, her üç komutan da öldürüldü. Komutanları ölmekle birlikte savaştan galip ayrılan taraf Varsaklar oldu[lxxxiv].

2-Osmanlı-Karaman Mücadelelerinde Varsakların Rolü

Osmanlı sınırları, 15. asrın ikinci yarısında sınırlarını Torosların kuzey yamaçlarına kadar ilerlemiş ve Varsaklarla münasebet kurmuşlardı. Osmanlı-Karaman mücadelesi, Osmanlıları Varsak yurduna kadar getirmişti. Bu mücadelede Varsaklar büyük çoğunlukla Karamanlıların yanında yer aldılar[lxxxv]. Bu sebeple İbn Kemal, Varsakları eleştirmek için "Varsak-ı pür-nifak ve bed-fiâl" (Yaptığı işler kötü ve nifak dolu Varsak) cümlesini kullanır[lxxxvi]. Yenilgiler esnasında Karaman-Varsak kuvvetlerinin sığınma yeri, Memlük sınırları içerisindeki Tarsus dağlık kesimi (Bolkar Dağları) idi. Bunları takip eden Osmanlı kuvvetleri Varsak yurduna kadar gelmekteydi.
Osmanlı-Karaman mücadelesi ilk olarak 1387'de savaşa dönüştü. Bu ilk savaşta Sultan I.Murad ile Karaman beyi Alaeddin Ali Bey, Konya önlerinde karşılaştı. Karaman ordusunda Varsak, Turgud ve Bayburt Türkmenleriyle, Teberrrük, Samagar, Barımbay, Çagazan, Saga ve Tosboğa gibi Kara Tatar kuvvetleri bulunmaktaydı. Alaeddin Ali Bey, Varsak birliklerini ordusunun sağ koluna yerleştirmişti. Bu savaşta Karamanlıların, Türkmen ve Kara Tatar kuvvetleri, Osmanlıların talimli ve tecrübeli muntazam kuvvetleri karşısında mağlup olarak geri çekildiler[lxxxvii]. Osmanlı-Karaman orduları, 1397'de Akçay Ovası'nda tekrar karşılaştılar. Karaman ordusunu yine Varsak, Turgud, Bayburt ve Kara Tatar aşiret birlikleri oluşturuyordu. Yapılan savaşta Yıldırım Bayezid komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, Alaeddin Ali Bey komutasındaki Karaman ordusunu bozguna uğrattı[lxxxviii]. Bu savaşta da mağlup olan Varsaklar, yüksek dağlardaki yurtlarına çekilerek Osmanlı saldırılarından kurtulmaya çalıştılar.
Karamanlıların iktidarı ve hakimiyeti ele geçirme gayretleri, Pir Ahmed ve Kasım Beyler zamanında da devam etti. Bu meyanda Pir Ahmed, Niğde'de yaşayan Türkmen cemaatlerinin (darü'l-Pehlevâniyye), Kasım Bey ise, Varsak, Kusun, Gögez, Bayburd, Turgud ve Kara Tatar aşiretlerinin desteğini alarak Osmanlılarla yeniden mücedeleye giriştiler<span sty

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !